Boyunun ölçüsünü almak
[D] Kişinin yapacağına inanıp giriştiği işte başarılı olamaması. Bu nedenle yeteneğinin olmadığına kanaat getirmesi.
Dağ başından duman eksik olmaz
[A] Toplumlarda herkesin bildiği zenginliğe sahip olanlar ile yüksek mevkilerde bulunan kişilerin zenginliklerinin ve mevkilerinin getirdiği üzüntü ve sıkıntıları vardır. Bu sıkıntılar zenginlik ve yüksek makam devam ettiği sürece hemen hemen hiç eksilmez, zaman zaman da artar.
Ele verir talkını, kendi yutar salkımı
[D] Etrafındakilere iyi olmaları yönünde nasihatlar verdiği hâlde kendisi bunların hiçbirine uymaz.
Ettiği hayır ürküttüğü kurbaya değmez
[D] Etrafındakilere yaptığı iyilik veya hayır, yaptığı zarar ve iyilikten çok azdır. Onlara verdiği zararın yanında hiç kalır.
Faydasız baş mezara yaraşır
[A] Toplumun bir kişisi olanlar, topluma ve kendilerine faydalı bir iş yapmalıdırlar. Hiçbir iş yapmadan başkalarının sırtından geçinen kimseler ölmüş sayılırlar. Çünkü ölülerin de faydası yoktur.
İyi söyle iyi işit
[Ö] Etrafındakilerin sana karşı iyi ve güzel konuşmasını istiyorsan, önce sen etrafındakilere güzel sözler söyleyip güler yüz göstermelisin.
Mum dibine ışık vermez
[A] Bazı kimseler başkalarına karşı çok cömerttir. İyilik yaparlar, onların sıkıntılarını hafifletirler, iyilik meleği olarak anılırlar. Ancak bu kimseler yaptıkları iyilikleri kendi yakınlarına yapmazlar. Bu yaşantılarındaki ters tutumdur. Bilginin getirdiklerinden yararlanılır. Bunu öğrenenler yararlandığı hâlde bazen öğretenler yararlanmasını bilmezler.
Nutku tutulmak
[D] Şaşkınlıktan, korkudan, heyecandan veya öfkeden konuşamaz duruma gelmek, dili tutulmak.
Şeyh uçmaz, müridi uçurur
[A] Bir kimsenin yetiştirdikleri bazen o kimseye o kadar inanırlar ki onda çok üstün değerler bulunduğuna etrafında bulunan herkesi inandırırlar.
Tuzu kuru
[D] Hiçbir şeye aldırmıyor ilgilenmiyor, çünkü durumu çok iyidir. İşi gücü yerinde. Etrafındaki olaylardan kaygı duymuyor.